2022’nin Sonunda Türkiye’de Refah ve Sosyal Hizmetler

Tarık Tuncay
Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü

Refah devleti mimarisinin üç temel bileşeni; (i) kapsamlı bir sosyal sigorta sistemi, (ii) hassas koşullar altındaki kişi ve ailelere yönelik sosyal hizmetler, (iii) gerçek ihtiyaç sahipleri için erişilebilir ve çeşitlilik arz eden bir sosyal yardım sistemidir. Bu bileşenlerin etkin ve dengeli biçimde yapılandırıldığı toplumların hem sosyal refah seviyesi yükselir hem de toplumun millî kimliği ve aidiyeti güçlenir. Aidiyetin bireysel, kültürel, biyolojik kökenleri dışında toplumsal, sosyopolitik kökenleri de vardır ve aidiyeti korumak ve artırmak için günümüzde sosyal politikaların geçmişte olduğundan çok daha sistematik ve etkili çalışılması gereken bir politika alanına dönüştüğü açıktır. Pandemi sonrası Türkiye’de sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar alanlarında –birçok ülkede olduğu gibi– bazı meydan okumalar ve yeni çözüm stratejileri oluşmuştur.

Ülkemizde sosyal hizmetler alanındaki gelişmelerin önceki yılını gözden geçirmek için iki bağlamı esas almamız gerekiyor: (i) Küresel bağlam ve COVID-19 dönemiyle sosyal refah politikalarında yaşanan değişimler, (ii) Ulusal bağlam ve Türkiye’de kamu yönetimi sistemi içinde sosyal hizmetlerin genişleyen konumu ve sunumu.

Küresel Bağlam

2020’de başlayan ve 2021’in sonuna kadar süren COVID-19 pandemisi, ülkelerin sağlık ve refah sistemleri üzerinde turnusol etkisi yarattı ve gelişmiş refah rejimlerinin dahi sanıldığı kadar dayanıklı olmadıkları görüldü. Virüs yalnızca biyolojik bünyemizdeki değil, toplumsal bünyemizdeki zayıf yönleri de açığa çıkarttı. Kamusal aktörlerin kriz yönetimi ve kriz iletişim becerilerinin gelişme ihtiyacı daha yoğun hissedildi. Birçok ülkede sağlık ve sosyal hizmet iş gücünün nicelik ve nitelik olarak gelişmesi gereken yönleri görünür oldu. Hassas koşullardaki çocuk ve kadınlar başta olmak üzere engelliler, yaşlılar, zorunlu göçe maruz kalanlar ve aile odaklı erken uyarı mekanizmalarının etkin olmadığı fark edildi.

Karşıt Refah Nosyonları

İkinci Dünya Savaşı sonrası iki kutuplu dünyada genel olarak toplumların sosyal birliği güçlenmişti. Sosyalist siyasi kutba karşı tampon bir mekanizma olarak refah devleti modeli tasarlanmıştı. Bu devlet, sosyal ihtiyaçları karşılamada ebeveyn rolü üstlenirken ekonomik hayat pazar ekonomisinin ilkeleri üzerine inşa edilmişti. Bu dönemde sosyal hizmetlerin çok önemli bir işlevi, temel ihtiyaçları karşılamanın ötesinde vatandaşların topluma tam olarak katılımını sağlamaktı; engelliler, yaşlılar, göçmenler gibi marjinalleşme riski olan nüfus gruplarına duyarlı hizmetler sunmaktı. Ne var ki yine bu dönemde demokrasi kutbundaki ülkelerin siyasi yönelimlerine göre iki karşıt refah nosyonu da gelişmiştir:1 Bunlardan birincisi toplumcu refah nosyonudur. Sosyalist kutba yakındır. Temel prensip, ihtiyaçlara göre düzenlenen eşitliktir. Bireysel kimlikten ziyade kolektif kimliği tanıyan bir tutum tercih edilir. Sosyal refahın birincil kaynağı devlettir. Sosyal planlamaya dayalı çalışılır. Tehlikeli yönü ise devlet patronajının ve –“ben yok, sen yok, biz varız!” diyen– kolektivizm ethosunun karşısında bireysel seçim özgürlüğünün, diğer ifadeyle özne kimliğinin kaybıdır. Refah rejiminin totaliterleşmesidir. İkinci nosyon, piyasa refahı olarak gelişmiştir. Temel prensip ihtiyaçlara değil kişilerin yapabilirliklerine göre düzenlenen özgürlüktür. Kolektif kimlik yerine bireysel kimliği ve rasyonel aklı tanıyan bir tutum tercih edilir. Sosyal refahın birincil kaynağı kişidir. Piyasaya dayalı çalışır. Tehlikeli yönüyse sosyal sınıflar arasındaki derin kopuşların yaşanmasıdır. Toplumcu refah koruma odaklıyken piyasa refahı (daha çok bireysel) güçlendirme odaklıdır.

Refah Devletinin İki Versiyonu

Refah devleti tartışmaları XX. yüzyılı yoğun biçimde meşgul etti. Refahın aktörleri, kadim dönemde aile ve din kurumu olmuştu. Modern döneme gelindiğinde ise bu aktörlere en güçlüsü devlet olmak üzere sivil toplum (BM ve ilgili ulusötesi kuruluşlarla birlikte) ve piyasa eklendi. Böylece refah devletinin ilk versiyonu ortaya çıktı. Aslında refah devleti endüstri toplumunun maruz kaldığı felaketlerin onarılması için tasarlanmıştı. Primli sosyal koruma içeren sosyal sigorta sistemi;  kadın ve çocukları merkeze alan sosyal yardımlar;  eğitim, barınma, sağlık, çocuk bakımı, toplu taşıma, adli yardım vb. uygulamaları içeren kamusal sosyal politikalar;  çocuk, yaşlı, engelli, kadın, kronik hasta, hükümlü ailesi, mülteci vb. gruplar için mesleki ve kanıta dayalı sosyal destek, eğitim ve danışmanlık hizmetleri içeren sosyal çalışma ve sosyal hizmetler refah devletinin ilk versiyonunun temel bileşenleri olmuştur.2 Refah devletinin ilk versiyonunun sonuna gelindiğinde ortaya çıkan tablo açıktır: Bu sistem çalışanların özellikle de işçilerin haklarını iyileştirmiştir. Devletin ihtiyaçtan haklara doğru genişleyen bir duyarlılığı oluşmuştur. Sistem müreffeh bir orta sınıf oluşmasına katkı vermiş, sınıflar arasındaki uçurum azalırken eşitlik göreceli olarak güç kazanmıştır. Son tahlilde refah devletinin ilk versiyonunun çok önemli bir özelliği sosyal alanı düzenlemesiydi. Böylece devlet egemen bir toplum mimarisi ortaya çıkmıştı. 

Fakat 1950’lerde güçlü olan refah devleti söylemi, 1980’lere gelindiğinde yerini sorumlu toplum söylemine bırakmaya başlamıştır. İki kaynaktan gelen iki büyük eleştiri refah devletinin yapısını hızla değiştirmiştir. Birinci kaynak, liberal ekonomiyi savunanlardan gelmiştir. Hızla yükselen merkez sağ söylemler devletin sosyal alandaki etkinliğinin daraltılmasından yana olmuştur. İkinci kaynak ise postmodern dönem düşünürlerin başta Michel Foucault olmak üzere yönetselcilik eleştirisiydi. Korumanın ve kapatmanın sosyal hijyen için insanları ötekileştiren bir zihniyet oluşturduğu savunulmuştur. Birinci kaynak eleştiriler; sürekli sınırlı büyüme, düşürülemeyen enflasyon, aşırı bürokrasi, yoksulluk ve işsizliğin devam etmesini sıralayıp durdu. Öte yandan sosyal hizmetlerde “refahın istismarı” denilen ve sistemi aldatan kişilerin çokluğuna da atıfta bulunuldu. Sosyal refahın dağıtımında “hak mı, lütuf mu?” da tartışılmaya devam etti. Güçlü kamusal sosyal hizmetlerin enformel dayanışmaya, ortak sorumluluğa zarar verip vermediği de endişe konusu oldu. İkinci kaynak eleştiriler ise sosyal hizmetlerin ana akım değerlerini sürdüren statükocu ve baskıcı doğasına vurgu yapmıştır. Günün sonunda ise toplumcu refahtan piyasa refahına doğru hızlı bir kayma yaşanmıştır. Devlet otoritesini fazla cömert ve disiplinsiz bulan, vergi ödeyen nüfus üzerinde haksız bir vergi yükü oluşmasına sebep olan, müracaatçıları ahlaken yozlaştıran sosyal yardım giderlerini eleştiren sağ kritiklerin siyasetteki egemenliğiyle refah devleti önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Tipik bir neo liberal refah anlayışı hâkim olmaya başladı. 

Refah devletinin ikinci versiyonu “istihdam odaklı olmayan, şartlı ve sınırlandırılmış sosyal harcamalar manzumesi” olarak özetlenebilir. Önceki modelde güçlü bir araç olan sosyal yardımlar büyük oranda “şartlı sosyal yardımlar” olarak yeniden tasarlanmıştır. Piyasayı rahatlatan vergi aflarına sıklıkla rastlanır. İşsizlik ödeneklerinde de çeşitli düzenlemeler yapılır, daha kısa süreli ve sınırlı miktarı içeren iş arayan ödenekleri yerine gelir-borç stoku genişletilerek (kişiler borçlandırılarak3) refahları belirli bir düzeyde korunur. Sosyal hizmetlerde eskiden işletmelerle sınırlı olan yönetişim, verimlilik ve toplam kalite yönetimi etkin olmaya başlar.

Bu gelişmelerden sonra sosyalist siyasi kutup karşısında konum alan Batının değişen refah rejimleri kuramsal olarak incelenebilir ve karşılaştırılabilir hâle gelmiştir. Bu konuda bilinen en popüler çalışmayı Danimarkalı araştırmacı Gosta Esping Andersen, 1990’da Refah Kapitalizminin Üç Dünyası adlı kitabında yapmıştır. Andersen’e göre Batı; liberal, muhafazakâr (korporatist) ve sosyal demokrat olmak üzere mukayese edilebilir üç refah rejimine göre tasnif edilmiştir.4 Özellikle 90’ların Anglofon refah rejimlerinde (ABD, İngiltere, Avustralya vd.) neo liberal, “workfare not welfare (toplum refahı değil çalışan refahı)” söylemi kamunun sosyal alandaki sorumluluğunu ve otoritesini derin biçimde sorgulamıştı. Çalışmayanlar için sağlanan karşılıksız nakdî/ ayni yardım uygulamaları yoğun eleştiri almıştı. Bunun etkisiyle sosyal yardımlarda 2000’lerde şartlı nakit transferi programları daha çok kullanılmaya başlandı. Refah sisteminde çalışan nüfus yerine çalışan yoksullar görünmeye başlandı.

Refah rejimleri kriz dönemlerinde kabuk değiştirir. Pandemiye refah devletinin ikinci versiyonunun güçlü olduğu bir dönemde maruz kaldık. COVID-19 bu neo liberal geçişin –hatta savrulmanın– yavaşlamasına katkı sağladı. Yeniden sosyal refah tartışmaları ve pratikleri ilk toplumsal tepkiler oldu. Refah devletinin ilk versiyonuna doğru bir geri dönüş başladı. Sosyal devletin konvansiyonel enstrümanları yeniden kullanılmaya başlandı. Birkaç haftada inşa edilen hastaneler, parasal genişleme uygulamaları, küçük işletmelere vergi muafiyetleri, çocuk, engelli, aile destekleri, yaygın sosyal yardımların artırılması gibi girişimlerde bulunuldu. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları yeniden “melek” mertebesine yükseltildi. Diğer taraftan, yararlanıcıların bağımlı bir nüfusa dönüşme riski arttı. Türkiye’de sosyal hizmet iş gücü, pandemi şartlarının en ağır olduğu dönemlerde dahi yoğun biçimde sosyal inceleme ve saha taraması görevlerinde “vefa sosyal destek grupları” içinde yer almıştır. Onlar da kamuoyunda sıklıkla sağlık çalışanlarıyla birlikte övgüyle anılmıştır.5

Pandemi döneminde sosyal hizmetlerin doğasıyla ilgili önemli bir sorun gündeme geldi: “Koruma ve güçlendirme karşıtlığı.”. Bu dönemle birlikte sosyal dünya, piyasa refahından toplumcu refaha doğru, güçlendirmeden korumaya doğru yönelen sosyal hizmetleri ve sosyal yardımları tercih etmek zorunda kaldı. Aslında sosyal hizmetlerin nihai hedefi kişilerin, ailelerin ve toplumun genelinin sosyal risklere karşı korunması ve özerkliklerinin ve kendi kendine yardım etme kapasitelerinin artırılarak güçlendirilmesidir. Pandemi döneminde güçlendirmeden ziyade koruma eksenli program ve hizmetler sunulmuştur. Çocukların, engellilerin ve özellikle yaşlıların zorunlu izolasyona maruz kalmalarının bazı istenmeyen sağlık ve davranışsal sonuçları olmuştur. Hassas koşullar altındaki gruplardan çocukların ve kadınların ev içinde kötü muamele risklerine karşı incinebilirliği artarken kamusal alanların, okulların, hastanelerin vb. mekânların önleyici işlevlerinden uzak kalınmıştır. Bu gelişmeler 2021 ve sonrasında sosyal hizmetlerde önleyici müdahaleler ve erken uyarı araçlarına daha çok odaklanılmasını gerektirmiştir.

Ulusal Bağlam

Türkiye’de sosyal refahın dağıtımı, pandemiyle yeniden şekillenen küresel dinamiklerden doğal olarak etkilenmektedir. Sosyal hizmetlerin sunumunda Cumhuriyet döneminden itibaren güçlü olan devlet geleneğinin etkisiyle toplumcu yönelimli sosyal hizmetler ve yardımlar yaygınlaşmaya devam etmektedir. Çocuklar, engelliler, yaşlılar ve kadınlar gibi hassas nüfus gruplarının korunmasını ve refahını sağlama sorumluluğu, devlet ve aile kurumu arasında paylaşılmıştır. Sivil toplumun ve piyasanın katkı ve katılımıysa sınırlıdır.

Ülkemizde sosyal hizmetlerdeki eğilimleri, yalnızca hâkim devlet patronajı ve toplumcu yönelimle açıklamak yeterli olmayabilir. Andersen’in tasniflerine göre de Türkiye’yi herhangi bir gruba sığdırmak olanaklı değildir.6 Türkiye sosyal refah hizmetlerinde tipik bir refah karmasıdır. Ülkemiz, liberal refah rejimlerinin ihtiyaç odaklı hizmet ve sosyal yardım uygulamalarını, muhafazakâr rejimlerin transfer ödemelerini, ana akım toplumun normlarını, değerlerini koruyan ve sürdüren politikalarını, sosyal demokrat rejimlerin ise etkin kamu hizmetlerini belli ölçülerde yansıtmaktadır.

Sosyal hizmetlerin önceki yılını ulusal ölçekte gözden geçirirken Türkiye’de sosyal hizmetlerde son yıllarda süren yapısal değişimlerin izlerini sürmemiz gerekir. Erken Cumhuriyet döneminde sosyal hizmetler, kadim dönem gelenekleri sürdürülerek devlet dışı alanda özellikle vakıfların ve dernek örgütlenmelerinin sorumluluk alanında bırakılmıştır. 1960’lardan itibaren ise medeniyet kimliğimiz olan Türk dayanışmacılığı temelinde devletleşmiş ve bürokratik sisteme katılmıştır.7 Sosyal refah, 2010’lara kadar olan dönemde büyük oranda geleneksel aile-akraba sistemi ve bürokratik devlet yapılanması içinde paylaşılmıştır. Kamuda Başbakanlığa bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü sınırlı bir teşkilatlanmayla hizmet vermiştir. 2011’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı adıyla icracı bir bakanlık örgütlenmesinin kurulması, sosyal hizmetlerin hızlı bürokratik büyümesi ve yaygınlaşması sonucunu doğurmuştur.8 Bu dönüşüm, Türkiye’de sosyal hizmetlerin reaktif hizmet modellerinden (talep odaklı ve yatılı kuruluş bakımı yönelimli) proaktif hizmet modellerine (arz ve koruyucu-önleyici hizmet odaklı) geçişinin ilk adımı olmuştur. Bu adıma paralel ve onu izleyen ikinci gelişmeyse “Aile Sosyal Destek Programı’nın (ASDEP)” hayata geçirilmesi ve sosyal hizmet merkezi kuruluş modeliyle sunulmasıdır. Bununla birlikte tespit edilen sosyal sorunlar çeşitlenmiş ve hizmetin kapasite artışına paralel bir seyir oluşmuştur. Sosyal hizmetlerden yararlanan kişi ve ailelerin sayısının sürekli artış hâlinde olduğu bir tablo gelişmiştir. Doğal olarak sosyal hizmetlere ve sosyal hizmet iş gücüne olan talep de yoğun bir artış göstermiştir. 

Proaktif Hizmetlere Yöneliş

Türkiye’de sosyal hizmetlerin sunumundaki değişimlere ışık tutan, tarihin akışına ve küresel bağlama paralellik gösteren bir gelişme, sosyal hizmetlerin bürokratik tasarımının verimlilik ve erişim odaklı olarak dönüştürülmesidir. Yönetişim, verimlilik ve kalite ilkelerine göre çoklu hizmet sunan çatı kuruluşlarının artışı yaşanmaktadır. Bunun Türkiye’deki en tipik örneklerinden birisi sayıları Ocak 2023 itibarıyla 377’ye ulaşan “Sosyal Hizmet Merkezleri’dir (SHM).”9 Sosyal hizmet merkezlerinde10 Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı genel müdürlüklerin taşra hizmet birimlerinin hizmet konuları aynı gündüzlü kuruluş çatısı altında verilmektedir. Batıda ülkemizden farklı olarak hizmet aracıları (sosyal hizmet sunan firmalar) yaygınlaşmıştır. Türkiye’de yaygın olmamakla birlikte kreşler ve erken çocukluk programları kamusal hizmetlerin dışında kalmıştır. Devam eden başlıklar altında çocuklar, kadınlar, engelliler, yaşlılar, gaziler, şehit yakınları ve ailelere yönelik sosyal hizmetlerdeki güncel gelişmelere kısaca yer verilmiştir.

Çocuklar

Türkiye’de sosyal hizmetlerin sunumunda öncelikli nüfus grubu çocuklardır. 2005’te Çocuk Koruma Kanunu ile başlayan Türk çocuk koruma reformu, geride bırakılan 15 yıldan fazla sürede çocuk koruma sisteminin yapısını büyük ölçüde değiştirmiştir. 2005’te yatılı ve yurt-yuva tipi kuruluş bakımında yaşayan çocuk sayısı 20 binin üzerinde iken 2017’de bu depo kurumların tümü kapatılmış ve 6-7 çocuktan oluşan “ev tipi grup evi” hizmet modeli olan çocuk evlerine geçilmiştir. 2021 sonu resmî verilere göre çocuk evleri ve çocuk evleri sitelerindeki (önceki sevgi evleri) çocuklarımızın toplam sayısı 13.302’ye düşmüştür.11 Gelinen aşamada hem kuruluş tipi değişmiş hem de çocuk sayısı üçte ikiden fazla oranda azalmıştır. Ebeveyn bakımından yoksun olan çocuklarımız için en uygun alternatif bakım modeli hiç şüphesiz koruyucu ailedir. Bugün koruyucu aile yanında bakılan toplam çocuk sayısı 8.459’dur.12 Umut vadeden uygulamalardan biri, çocukların sosyoekonomik nedenlerle kurum bakımı altına girmelerini veya kurum bakımı altında kalmalarını önlemek için ailelerin desteklenmesini içeren “Sosyal ve Ekonomik Destek Programı’nın (SED)” başlatılmasıdır. 2005’ten bugüne değin yararlanıcı sayısı çok hızlı bir artış göstermiş ve 2005’te 10 bin çocuk için uygulanırken bu sayı 2021 sonunda 140 binlere kadar yükselmiştir. Çocuk koruma sisteminin azalan ev tipi kuruluş bakım modelinin artan koruyucu aile ve SED hizmetleriyle sürmesi beklenmektedir. Çocuk koruma sistemi için öncelikli ihtiyaçların başında önleyici mekanizmaların ve erken uyarı araçlarının geliştirilmesi gelmektedir. 

Kadınlar

Türkiye’de kadın koruma ve güçlendirme hizmetlerinin merkezinde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) girişimi yer almaktadır.13 ŞÖNİM’ler yedi gün yirmi dört saat esasına göre çalışan destek ve önleme hizmeti veren saha örgütleridir. 2022 itibarıyla ŞÖNİM sayısı tüm illeri kapsayarak 81’e çıkmıştır. Yıllık hizmet alan sayısı 300 binlere ulaşmaktadır. 

Kadın müracaatçılara yönelik sosyal hizmetlerin bir diğer temel unsuru kadın konukevleridir. Bu istasyon kuruluşlar; fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik ve sözlü istismara veya şiddete uğrayan kadınların, şiddetten korunması, psikososyal ve ekonomik sorunlarının çözülmesi, güçlendirilmesi ve bu dönemde kadınların varsa çocuklarıyla birlikte ihtiyaçlarının da karşılanması suretiyle geçici süreyle kalabilecekleri yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır. 2022’ye gelindiğinde 81 ilde 112 kadın konukevi açılarak hizmetin yaygınlaştırılması sağlanmıştır. Kadın konukevleri ayrıca il ve büyükşehir belediyeleri tarafından birçok ilde kanunla kurularak hizmet vermektedir (11 ilde 33 kadın konukevi). Diğer kurumların konukevleriyle birlikte toplam 149 kadına konukevinde yatılı koruma ve bakım desteği verilmektedir. Bu kurumlarda 60 bine yakın kadın, yanlarında 25 bin civarındaki çocuklarıyla birlikte barınmıştır. Aslında birçok ülkede “kadın sığınakları (women shelter)” olarak tanımlanan bu hizmet birimlerinin temel özelliği akut kriz dönemi bitene kadar geçici koruma ve barınma imkânı sunan istasyon kuruluşlar olmalarıdır. Ne var ki bu kurumlarda kadınların kalma süreleri can güvenlikleri endişesi ve ekonomik bağımlılıkları ve bakmakla yükümlü oldukları küçük çocukları nedenleriyle daha uzun sürebilmektedir. Kadın konukevleri hizmetinin, tamamlayıcı ve kadınların bağımsızlıklarını teşvik eden diğer psikososyal hizmetlerle geliştirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. Diğer yandan bu kuruluşlarda ailelerinin yanında kalan ve onlar gibi izolasyon riskine maruz kalan çocukların ihtiyaçlarını ve refahını gözeten sosyal hizmet müdahalelerine ağırlık verilmelidir.

Yaşlılar

Türkiye nüfusu hızla yaşlanmaktadır.14 Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2016’da %8,3 iken 2021’de  %9,7’ye yükselmiştir. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının %10’u geçmesi nüfusun yaşlanmasının bir göstergesidir.

Yaşlılara yönelik sosyal hizmetlerde öncelikli hizmetlerden birisi yatılı kuruluş bakımıdır. 2022’de 23 ilde 263 özel huzurevinden yaklaşık 12 bin kişi hizmet almıştır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına (ASHB) bağlı 165 huzurevinden ise yaklaşık 13 bin kişi yararlanmıştır. Toplamda 25 bin civarında kişinin bu hizmeti aldığı ve sayının artış eğiliminde olduğunu söylemek olanaklıdır.

Yaşlılara yönelik yatılı bakım ve destek hizmetlerinin yanında önleyici gündüzlü hizmetler de son yıllarda tercih edilmektedir. ASHB, gelecek yıllarda gündüzlü evde bakım ve gündüz hizmetlerinin iyileştirilmesi için bir model oluşturarak merkezî ve yerel kuruluşların kurumsal kapasitesinin artırılarak aktif yaşlanmayı desteklemeyi hedeflemektedir. Bu amaçla evde sosyal hizmet ve gündüzlü yaşlı yaşam merkezlerinin niteliğinin, kapasitesinin ve yaygınlığının artırılmasını öngördüğünü bildirmektedir. Ne var ki bugün yaşlı bakım ve destek hizmetleri birinci basamak hizmetlerden ziyade konvansiyonel bakım modelleri merkezinde sürmektedir.

Türkiye’de son yıllarda kamuoyunun dikkatini yaşlanma sorununa çeken makro girişimler de gerçekleşmiştir. Birleşmiş Milletler Madrid Uluslararası Yaşlanma Eylem Planı ve bölgesel uygulama stratejisiyle bağlantılı olarak Ulusal Yaşlanma Ülke Raporu hazırlanmıştır.15

Engelliler

Engelliler, ülkemizde kamusal sosyal hizmetlerin sunumunda yaşlı hizmetleriyle birlikte ele alınan bir nüfus grubudur. ASHB Engelli ve Yaşlı İstatistik Bülteni 2022 verilerine göre16 en az bir engeli olan kişi sayısı yaklaşık 5 milyon olup nüfusun hemen hemen %7’sini oluşturmaktadır. Bu oranın düzenli artış eğiliminde olduğu da bildirilmektedir. Türkiye sosyal hizmetlerinin reform alanlarından birisi de çocuk gibi engelliler olmuş ve 2005’te Engelliler Kanunu yürürlüğe girmiştir. Böylece engelli kişilerin kamusal alanda hizmetlere ve haklara erişimini kolaylaştıran temel bir kanun gücü oluşmuştur.

Engellilere yönelik sosyal hizmetlerde öncelikli uygulama “evde bakım yardımı”dır. 2021 sonunda evde bakım yardım ödemesi alan kişi sayısı engelli nüfusun onda birinden fazlasına karşılık gelen yaklaşık 530 bin kişidir.

Engellilere yönelik sosyal hizmetlerin ikinci önemli ayağını kurumsal gündüzlü bakım hizmetleri oluşturmaktadır. Engellilerin bakımının sağlanmasında temel amaç engelli bireyi ailesinden ve yaşadığı sosyal çevresinden ayırmadan bu hizmeti yerine getirmektir. Bu amaçla bakıma ihtiyacı olan engelli bireylere sunulan bakım hizmetlerinde aile ve hak temelli bakım hizmetlerine yönlenilmiş olup engelli bireylerin öncelikle ailesi yanında bakımının sağlanmasına, ailesi yanında uygun olmaması hâlinde “engelsiz yaşam merkezi” ve “umut evi” modeli olan ev tipi sosyal hizmet kuruluşlarında bakım hizmetinin sunumuna önem verilmektedir. 2017’de 6 gündüz yaşam merkezinde 459 engelli birey gündüz bakım hizmetlerinden yararlanmaktayken 2021’de 129 gündüz yaşam merkezinde 1.233 engelli bireye hizmet verilmiştir.17

İlaveten engellilere yönelik yatılı bakım hizmetleri de sürmektedir. Ülke genelinde 51 “Engelsiz Yaşam Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi” bulunmaktadır. 2018’de 97 yatılı bakım ve rehabilitasyon merkezinden (engelsiz yaşam merkezleri dâhil) 7.745 engelli birey yararlanmışken 2021 sonu itibarıyla 104 yatılı bakım ve rehabilitasyon merkezinde (51 Engelsiz Yaşam Merkezleri dâhil) 7.211 engelli bireye hizmet sunulmuştur. Yatılı bakımda bir diğer hizmet umut evleridir. Çocuk evlerine benzeyen umut evleri, engelli bireylerin içinde yaşadıkları toplumla kaynaşmaları için müstakil evlerde veya apartman dairelerinde yaşamaları ve toplumsal hayata aktif katılımlarının sağlanması amacıyla açılan ev tipi sosyal hizmet kuruluşlarıdır. “Umut Evleri”nde 4 ila 6 engelli bireyin bir evde bakım elemanının refakatinde, mesleki personelin gözetiminde bakımları sağlanmaktadır. 2021 sonu itibarıyla 152 umut evi bulunmaktadır. Türkiye’de engellilerin haklarını güçlendirmek için Engelli Hakları Ulusal Eylem Planı çalışmaları da 2022’de devam etmiştir.

Gaziler ve Şehit Yakınları

Gaziler ve şehit yakınları hizmetleri, Türkiye’de sosyal hizmetlerin icracı bakanlık örgütlenmesi içinde yapılandırılan özel bir hizmet alanıdır. 2022’de yayımlanan ASHB 2021 Faaliyet Raporu’nda, şehadet haberinin alınması sonrası başlatılan bir kriz müdahalesiyle yas sürecindeki şehit yakınlarına psikososyal destek hizmetleri verilmektedir. 2021 sonunda 117 şehit ailesi için çalışma yapılmıştır.

Şehit yakını ve gazi hizmetlerinin diğer ayağında istihdam destekleri bulunmaktadır. Şehit yakını, gazi, gazi yakını, sivil terör mağdurları veya yakınları, harp, vazife malulleri yahut yakınları için kamu kurum ve kuruluşlarına atama teklifi gerçekleştirilmektedir. 2020’de yaklaşık 1.600 kişiye bu hizmet verilmiştir.18

Aile 

Türk ailesi çözülmeye ve küçülmeye devam etmektedir. Yirmi yılı aşkın süredir tüm siyasi erklerin sıklıkla vurguladığı “asgari üç çocuk” beklentisi demografik açıdan gereklidir. Zira TÜİK’nin en son Mayıs 2022’de yayımladığı Türkiye’de İstatistiklerle Aile ulusal verileri, Türkiye’de 2008’de 4 kişi olan ortalama hane halkı büyüklüğünün azalma eğilimi göstererek 2021’de 3,23 kişiye düştüğü görülmüştür.19 Dikkat çekici biçimde 2014’te %13,9 olan yalnız yaşayan kişilerden oluşan tek kişilik hane halklarının oranı 2021’de %18,9’a yükselmiştir. Çekirdek aileden oluşan hane halklarının oranı, 2014’te %67,4 iken 2021’de %64,4’e gerilemiştir. Çekirdek aile küçülürken tek ebeveynli ailelerin arttığı, hızla modernleşmeye ve küçülmeye devam eden bir aile sistemi yaygınlaşmaktadır. Aynı verilerin gösterdiğine göre yoksulluk oranı da beşte bire kadar yükselmiştir. Özellikle geniş aileler içinde bu oran üçte bire yakın bir düzeye yükselmiştir. Genelde küçülen ve ekonomik gücü azalan Türk ailesiyle karşı karşıya olduğumuz açıktır.

Aileyi merkeze alan, aile sistemini bir bütün olarak koruyan ve güçlendiren politikaların savunucusu olmak sosyal hizmet mesleğinin mesleki tarihinin başından beri hep gündemde olmuştur. Bununla birlikte sosyal politikanın müdahale merkezine aileyi koymakla sosyal politikanın odaklandığı sorunların sorumluluğunu aileye yüklemek aynı şey değildir. Dolayısıyla aileci politikalar üretirken ailenin sosyal refahının sağlanmasındaki nesnel yükünü dengeleyen programlara öncelik verilmesi zorunludur. Bunlardan birisi şüphesiz erken çocukluk eğitim ve gündüzlü bakım programlarıdır. Hem çocukların erken yaşta gelişimini teşvik etmek hem de kadınların çalışma hayatına katılımını artırmak için kreş, gündüz bakımevi ve anaokulu hizmetlerinin yeniden sosyal politikaların gündemine gelmesi zorunludur. Zira önceden belirttiğimiz gibi devletin sosyal alandaki sorumluluğunu sınırladığı 90’larda özel sektöre bırakılan ilk alan kreş ve gündüz bakımevleri olmuştu. Bugün Türkiye genelinde 25 milyona yakın çocuk nüfusu içinde beş yaş altı çocuk sayısı yaklaşık 6 milyondur. 2021’de 0-5 yaş arası yaklaşık 100 bin çocuk ASHB’ye bağlı 2.305 kreş ve gündüz bakım hizmetlerinden yararlanmıştır. 2021-2022 Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) örgün eğitim istatistiklerine göre 4-6 yaş arası çocuklar için resmî/ özel anaokulu ve ana sınıfı okul öncesi programlara kayıtlı toplam çocuk sayısı yaklaşık 1 milyon 885 bindir.20 Rakamlar beş yaş altı çocukların önemli bir oranının erken çocukluk eğitimlerinden yararlanamadığını göstermektedir. Zira MEB 2021 verileri beş yaşında okullaşmanın ancak %56,9 olduğunu göstermiştir.

Sosyal Yardımlar

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 Mayıs’ta yayımladığı gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarında göreli yoksulluğu %28,7 olarak bildirmiştir (medyan gelirin %70’ine göre).21 Her üç aileden birinin yoksulluk sınırının altında olduğu görülmektedir. Araştırmada maddi yoksunluk oranı %27,2, kirada oturanların oranı –yoksulluğa benzer oranda– %26,8 olmuştur.

2021’de hak sahiplerine yaklaşık 100 milyar Türk lirası  olan GSYH içindeki oranı %1,74 olarak gerçekleşen sosyal yardım verilmiştir. Bu oranın önceki yıllara göre hızlı bir artış gösterdiği de bildirilmektedir. Sosyal yardımların yardım yelpazesi her geçen yıl genişlemiştir. Dokuz kalemde (aile yardımı, barınma-gıda yardımı, engeli-yaşlı yardımı, sağlık yardımı, eğitim yardımı, proje destekleri vb.) 53 farklı sosyal yardım modeli kullanılmaya devam etmiştir.

Ülkemizde sosyal yardımlar alanında 2022’de başlatılan önemli bir uygulama, “Aile Destek Programı”dır. Bu program, çalışma hayatında olsa da düşük gelirli aileler için nakit ödeme destekleri içeren bir uygulama olarak tasarlanmıştır. Hane içinde kişi başına düşen gelir (maaş, ücret, yevmiye ve düzenli sosyal yardım gelirleri) toplam miktarına göre farklı tutarlarda düzenli ödemeler yapılmaktadır.22

Ayni ve nakdî yardımları içeren sosyal yardımlar vazgeçilmez bir sosyal koruma enstrümanıdır. Fakat yoksullukla mücadelenin tekil aracı olarak kullanıldığında hem yetersiz hem de zararlı etkileri oluşur. Yetersizdir çünkü ekonomik yoksulluğun değil yoksunlukların geçici telafisini sağlar. Zararlıdır çünkü yararlanıcılar ve hizmet veren arasında yararlanıcılar aleyhine bir bağımlılık riski yaratır. Sosyal hizmet açısından yardım etmenin özerklik ve eşitlik arasında denge kuran hizmetleri üretmeyi gerekli görmek anlamına geldiği açıktır.

Sonuç

Sosyal hizmet, sosyal politikalara derinden gömülüdür. Sosyal hizmetlerin etkinliği toplumdaki aidiyetin temel belirleyicileri arasındadır. Dünya “Post COVID” döneminin meydan okumalarına odaklanırken biz Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında sosyal hizmetlerin mimarisindeki yapısal değişimlere odaklanmaya devam etmeliyiz.

Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) verileri, Türkiye’nin millî gelire göre sosyal harcama oranının %12 ile %20 olan OECD ülkeleri ortalamasının sekiz puan altında olduğunu göstermektedir.23 Sosyal hizmetlerin nitelik ve nicelik yönünden hızla gelişmeye ve mesleki bir nosyonla geliştirilmeye devam ettirilmesi kaçınılmazdır. Türkiye’nin ikinci yüzyılında sosyal refah sistemi, küresel toplum mimarisiyle uyumlu ve ülkemizin uluslararası sosyal politikalarda aktör rolünü,24 uyguladığı sosyal hizmet modellerinde çevre ülkelere örnek olarak gösterdiği bir içerikte tasarlanmalıdır. İlaveten sosyal refah sistemimiz küresel olduğu ölçüde ‘küyerel’ ölçekte de örgütlenmelidir. Karmaşık sosyal sorunlara yerinden ve yerel beşerî ve maddi kaynaklarla yanıt verebilmek için sosyal hizmetlerin sunumunda ademimerkeziyetçilik ilkelerine göre bir dönüşümün önü açılmalıdır.

Sosyal hizmetlerin yararlanıcısı olan çocuk, yaşlı, engelli, kadın ve risk altındaki ailelerden oluşan müracaatçıları reel siyasetin moral kalkanına dönüştürebilecek kavramsal tasarımlara mesafe konulmalıdır. Örneğin yoksulluk sorunu analiz edilirken “çocuk yoksulluğu”, “kadın yoksulluğu”, “engelli yoksulluğu” gibi yoksulluk biçimleri tasarlamanın operasyonel sebepleri olsa da bu alt grup tanımlamalarının reel siyasette rakip siyasetçilerin birbirlerine karşı ahlaki araçlar olarak kullanılmasına da prensip olarak engel olunmalıdır.

Sosyal yardımların ağırlığının şartlı nakit transferleri olarak formüle edilen şartlı yardımlara dayalı olmasının aidiyetin de şartlı olması sonucunu doğurabileceğini fark etmek gerekebilir. Bunların yanında son yıllarda çokça tartışılan “evrensel temel gelir” modelini de gözden geçirmek yarar olacaktır. Hiç şüphesiz insanlar aktif olmalı, çalışma hayatında olması istemeli, pasif-bağımlı bir hayata talep yaratan bir zihniyetin oluşmasına da engel olan ölçütler tanımlanarak evrensel gelir modeli üzerinde düşünülmelidir.

Sosyal hizmet disiplininin sosyal sorunları tanımlamak, tasnif etmek, analiz etmek ve çözmek gibi bir akademik misyonu vardır. Sosyal hizmet iş gücünü ve sosyal hizmetlerin yapılanmasını bürokratik olduğu kadar mesleki bir alan olarak tanıyan bir strateji benimsenmelidir. Türkiye’de son on yılda icracı bir bakanlığa dönüştürülen merkez-taşra teşkilatı yapısıyla hızla büyümeye ve genişlemeye devam eden sosyal hizmetler sistemimizin mesleki ilkeler ve yöntemler temelinde geliştirilmesi gereklidir.

Sosyal hizmet politikalarının temel yönelimi koruyucu ve güçlendirici olmalıdır. İkisi arasındaki hassas dengenin gözetildiği hizmet modelleri çalışılmalıdır. Refah nosyonlarının kutuplaşmasından doğan bireyci ve toplumcu hizmet karşıtlıkları yerine “ben, biz olduğumuz zaman benim” olarak ifade edilen Afrika kadim felsefesi “ubuntu”ya göre bir refah nosyonu inşa edilmelidir. Bunun için refahın sorumlu aktörlerinin aile, devlet, sivil toplum ve piyasa olarak dengelendiği bir sistem kurulmalıdır. Bunlardan birinin ya da birkaçının egemenliğinden ziyade dengelendiği, toplumun dayanışma kültürünün korunduğu bir refah dağıtım sistemine ihtiyaç duyduğumuz görülmelidir. Tüm çabalarımız, kapsayıcı bir toplumsal dönüşümün ve geleceğin ortak inşasına hizmet etmelidir.


1. Lorenz, W. A. (1994). Social work in a changing Europe. Routledge.
Atıf 

2. Garland, D. (2016). The Welfare State: A Very Short Introduction Oxford University Press
Atıf 

3. TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2021 verileri, taksit ödemeleri veya borçları olanların oranını %63,7 olarak bildirmiştir.
Atıf 

4. Esping-Andersen, G. (1990). The Three Worlds of Welfare Capitalism. Princeton University Press.
Atıf 

5. Ne var ki sağlık çalışanlarına çeşitli ödeme teşvikleri sağlanırken bu gruptaki çalışanlar için özlük haklarını koruyan ödemelerin sınırlı kaldığı bildirilmektedir.
Atıf 

6. Bununla birlikte Türkiye’yi, Yunanistan, Portekiz ve İtalya’yı içeren Güney Avrupa Refah devlet modeli içerisinde dördüncü grup olarak sınıflandıran çalışmalar da mevcuttur. bk. https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/13608749608454714?journalCode=fses20
Atıf 

7. Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğünün kuruluş tarihi 1963’tür.
Atıf 

8. Başbakanlığa bağlı bir genel müdürlükten icracı bir bakanlığa doğru dönüşüm, sosyal hizmetlerin kamu yönetimi sistemi içinde gelişmesi ve yaygınlaşması için atılan en önemli adım sayılabilir.
Atıf 

9. T. C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2023). Sosyal Hizmet Merkezleri https://www.aile.gov.tr/athgm/kuruluslarimiz/sosyal-hizmet-merkezleri/
Atıf 

10. İhtiyaç sahiplerinin tespit edilerek sosyal hizmet müdahalesinin ve takibinin gerçekleştirilmesinden çocuk, genç, kadın, erkek, engelli, yaşlı bireylere ve ailelerine koruyucu, önleyici, destekleyici, geliştirici hizmetlerle rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin bir arada ve en kolay ulaşılabilir biçimde, gerektiğinde kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerle iş birliği içinde sunulmasından ve bu hizmetlerin koordinasyonundan sorumlu gündüzlüsosyal hizmet kuruluşlarıdır.
Atıf 

11. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2021). Yıl Sonu İstatiskleri https://www.aile. gov.tr/media/108736/kurumsal-istatistikler.pdf
Atıf 

12. TÜİK. (2022). İstatistiklerle Çocuk https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Cocuk-2021-45633#:~:text=Aile%20ve%20Sosyal%20Hizmetler%20Bakanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1n,ise%208%20bin%20 459%20oldu.
Atıf 

13. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2022). 2021 Yılı Faaliyet Raporu https:// www.aile.gov.tr/media/100242/2021-yili-faaliyet-raporu.pdf
Atıf 

14. TÜİK. (2022). İstatistiklerle Yaşlılar https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Yaslilar-2021-45636#:~:text=T%C3%9C%C4%B0K%20Kurumsal&text=Ya%C5%9Fl%C4%B1%20n%C3%BCfus%20olarak%20kabul%20 edilen,9%2C7’ye%20y%C3%BCkseldi.
Atıf 

15. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2022). Ulusal Yaşlanma Raporu https:// www.aile.gov.tr/media/94685/ulusal_yaslanma_raporu_2018-2022.pdf
Atıf 

16. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2022). Engelli ve Yaşlı İstatistik Bülteni https://www.aile.gov.tr/media/98625/eyhgm_istatistik_bulteni_ocak_2022.pdf
Atıf 

17. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2022). 2021 Yılı Faaliyet Raporu https:// www.aile.gov.tr/media/100242/2021-yili-faaliyet-raporu.pdf
Atıf 

18. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2020). Şehit-Gazi İstatistik Bülteni https:// www.aile.gov.tr/media/60037/istatistik-bulteni-eylul.pdf
Atıf 

19. TÜİK. (2022). İstatistiklerle Aile https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Aile-2021-45632
Atıf 

20. Millî Eğitim Bakanlığı. (2022). Millî eğitim İstatistikleri https://sgb.meb.gov. tr/meb_iys_dosyalar/2022_09/15142558_meb_istatistikleri_orgun_egitim_2021_2022.pdf
Atıf 

21. TÜİK. (2022). Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması https://data.tuik.gov.tr/ Bulten/Index?p=Gelir-ve-Yasam-Kosullari-Arastirmasi-2021-45581
Atıf 

22. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2022). Aile Destek Programı https://www. aile.gov.tr/sygm/sayfalar/aile-destek-programi/
Atıf 

23. OECD. (2022). Social Spending https://data.oecd.org/socialexp/social-spending.htm
Atıf 

24. Türkiye’nin 2011’de yürürlüğe girmesinde öncü olduğu ve şiddetle mücadelede kapsayıcı mekanizmalar içeren İstanbul Sözleşmesi örneğinde olduğu gibi birçok sosyal sorun alanında öncü olma potansiyeli vardır.
Atıf 

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezleri kullanmaktayız.    Daha Fazla Bilgi